2000 li yillarin ortasinda yazmaya basladigim ama bi turlu gerisini getirmedigim hikaye.
1 BASLANGIC
-hayir bunu bana yapamazsin diye bagirdi, hisimla yerinden kalkarak tabancasini cekti ve karsisinda oturan adama dogrulttu, her sey bir anda oldu, o kadar sinirlenmisti ki, karsisinda oturan adami vurup vurmamasi an meselesiydi, burnundan soluyor, gozleri donuyordu, ama karsisindaki adam cok sakin bir sekilde oturmaya devam ediyor, hic bir sey yokmus gibi davraniyordu, bu onu daha da cileden cikartti, -seni su an oldurebilirim biliyor musun, dedi oldurebilirim hic acimadan. karsisindaki adam sakin bir sekilde cebinden bir sigara ve cakmak cikartti, sigarasini yaktiktan sonra dumanini ufleyerek dedi ki, ne yaparsan yap kendine yaparsin.
anlamamisti, anlamiyordu, ve kan ter icinde uyandi.
kalemi ve kagidi masanin uzerine biraktim ve onumde son bir aydir yazmaya calistigim senaryoya baktim, nasil olacakti, nasil bitecekti, hersey cok klise ve klasik bir mafya filmine donustu, ilk yazmaya baslarken aklimda tamamen farkli bir film senaryosu vardi ama yazarken kendi icgudulerimi israrla takip ettigim ve nerede duracagimi bilemedigim icin gidebildigim kadar uc noktalara gitmistim, ve sonunda boyle bir senaryo ortaya cikti, cok ta kotu degil ama hic te dusundugum gibi olmamisti, canim sikilmisti, bir sigara cikardim, sakin sakin yazdigim sayfalara goz attim, bir de cay yapsam iyi olur dedim kendime, tam o sirada ajandama bakmak geldi aklima, saat 14te randevum vardi, arka sokakta 57inci caddede starbucks’ta bulusacaktim selcuk adinda biriyle, internette bir film sitesinde gormustum bilgilerini, belki bu adamla bir seyler yapabiliriz diyerek randevulasmistik, son iki aydir yaklasik yirmi civari tiyatrocu, filmci, televizyoncu ve bu islerle cok ilgili olan Turk’lerle bulusuyordum, Turkiye icin bir proje vardi kafamda ve bunu hayata gecirmek istiyordum, Amerika’yi gercek anlamda, iyi ve kotu yanlarıyla Turkiye’ye anlatmak, tanitmak bunun icin de bir televizyon ekibi toplamaya calisiyordum, param yoktu bunun icin ama bilgim, tecrubem ve cesaretim vardi. her tanistigim kisiden sonra cesaretim biraz daha kirilsa da, yinede umutlu idim, ve Selcuk’la bulusmaya gittim. Ilk dikkat ettigim sey ikimizinde ayni magazadan alinmis, ayni renk montlari giyiyor olmamiz idi, cok komik geldi ikimizde gulduk bu duruma, kahvelerimiz aldik, cadde kenarina oturduk, sigaralarimizi yaktik ve projeden bahsetttim ona, sozumu yarida keserek dediki turkiye icin bir seyler yapmaya calisacagina, burada Turkiye’yi tanitalim, hem boyle bir seye ihtiyac var, hem de yapabilecek gucumuz ve tecrubemiz var, tamam dedim, bir saat sonra evlerimize dagildik,
ve boylelikle Turkish Hour’un temeli atilmis oldu.
2 GARIBANLIK GUNLERI
kasim 2004, Selcuk’la tanismamizin arasindan neredeyse bir ay gecmis, cekimlere baslayacagiz ama selcukun kamerasini tamire gonderdigimiz icin son 15 gundur onu bekliyoruz, bugun yarin gelecek, bu arada haftada bir bulusup hem projeden bahsediyor hem de birbirimiz tanimaya calisiyoruz, ne Selcuk ne de ben maddi olarak iyi durumdayiz, o bir markette ben de bir sirkette calisiyoruz, ve zar zor kazandigimiz para giderlerimize anca yetiyor yada yetmiyor, ikimizde Manhattan’da oturdugumuz icin gelen uc bes kurus ta kira’ya gidiyor ama biz Turkish Hour projesini her halukarda canu gonulden hayata gecirmek istiyoruz, bildigimiz iki sey var, birincisi Turkiye’nin boyle bir programa acilen ihtiyaci var, zaman kaybedemeyiz, ikincisi eger bu program yapilacaksa biz yapabiliriz, cunku hem Turkiye’yi hem de Amerika’yi taniyoruz ayni zamanda genciz ve hizliyiz. Kendimize ve Turkiye’ye inancimiz bizi motive ediyor ve programi nasil yapabilecegimiz uzerinde daha dikkatli durmamizi sagliyordu, ekibimiz nasil olacakti, icerik nasil olacakti, teknik olarak neredeydik, hangi kanallarda yayinlama sansimiz vardi, muracaatlarimizi nasil yapacaktik, bunlarin uzerinde dusunurken notlarimizi aliyorduk, Amerikalilara etkin bir sekilde kendimizi izlettirebilmemiz icin bir kere tamamen ingilizceyi cok iyi konusabilecek sunucular bulmali idik, ve bu sunuculara turkiye ile ilgili yazdigimiz bilgileri verip onlari ezberlemelerini saglamali idik, ayriyeten programi yarim saat uzunlugunda yapacagimiz icin daha bir cok icerik fikri gerekiyordu, turk mutfagini tanitmali idik, dunyanin en iyi ve zengin uc mutfagindan biri olan ve maalesef amerika’da pek taninmayan turk mutfagini kesinlikle tanitmali idik, kendi mutfagimizda yemekler yapabilirdik mesela, belki bir iki muzik klibi yayinlayabilirdik, yurtdisina acilmak isteyen Turk muzisyenlerine boylelikle bir sans verilmis olurdu, turk kulturunu ve tarihini anlatan bolumlerimiz olmali idi, turkiye reklamlari olmali idi, kisacasi Turkiye ile ilgili olan butun olumlu ogeleri icinde barindiran bir program olmali idi, Turkiye ile ilgili hic bir sey bilmeyen bir Amerikali programi izledikten sonra, ya turkiye’ye gitmek istemeli, ya bir turk lokantasina gitmeli, ya bir turk’le tanismak istemeli, ya turkce ogrenmek istemeli, yada turkiye ile ilgili biraz daha bilgi sahibi olmak istemeli idi. Buyuk bir olaya girisiyorduk, hemde bizim gibi parasi pulu olmayan Amerika’ya sonradan ogrenci olarak gelmis gencler icin cok zor gibi gorunen bir yolun basinda idik, ama heyecanli idik ve kendimize guveniyorduk, ve kendimize ve projeye inanmistik, bizim sebebimizle turkiye’ye on amerikali gitse, yada turkiye ile bir seyler ogrense buyuk mutluluktu.
3 HALK KANALI (public access)
Amerika’nin en guzel yonlerinden biri, insanlarin dusundugu seyleri imkanlar dahilinde televizyonda rahatca soyleme imkani bulmasi, eger bu imkani ozel medya kuruluslari ve televizyonlar vermiyorsa, devletin kendisinin hemen hemen her sehir, kasaba ve koylerinde bulunan public access yani halk kanali vasitasi ile rahatca soyleme imkaninizin olmasi. Cok guzel bir hizmet. Manhattan’da da halk kanali olarak yayin yapan bir istasyon var, MNN TV. o zamanlar New York adasinda 350 bin, simdilerde 550 bin evde rahatca izleniyor. Bu en az dort bes milyon insan demek. Bunlarin icinde Birlesmis milletlerde calisan binlerce yetkili, butun ulkelerin new york temsilcilikleri, en meshur film yildizlari, film yonetmenleri, dunyanin en zenginleri, enteresan isadamlari, wall street’teki borsacilar, sanatcilar, cilgin muzisyenler, yazarlar, universite hocalari, ogrenciler ve akla hayale gelmeyen milyonlarca insan var. MNN televizyonunun 24 saat yayin yayin yaptigi toplam dort tane kanali var , her kanalin yayin politikasi farkli, birisi toplum, digeri egitim, bir digeri kultur, ve sonuncu da karma programlar yapan bir televizyon istasyonu. Bizim Selcuk’un daha onceden cektigi bir kac belgesel bu televizyon kanallarinda gosterildigi icin once oraya gidiyoruz ve sansimiza gittigimizde orada bulunan kiz Selcuk’un filmlerini hatirliyor. ve bize cok iyi davranarak, bir Turk programi icin neler gerektigini, prosedurun ne oldugunu teker teker anlatarak, hem tek program hem de haftalik program icin gerekenleri acikladi, , oradan ciktiktan sonra daha cok heyecanlanmistik, hem de programimizi haftalik dizi seklinde yayinlayabilecegimizi de ogrenmistik. kameramiz tamirden gemisti artik sirada programi yapmak vardi.
4 2005 YENI YIL YENI UMUT
Ilk programimizi Aralik ayinda cektik ve montajini bitirdik, Aralik ayi her acidan yogun bir ay oldu, ben evlendim, dugun yapilmadi, zaten es dost akraba, hepsi Turkiye’de oldugu icin dugune gerek te yoktu, benim Amerikali ev arkadasim bizim hatunun apartmanina, bizim hatun’da benim apartmanima tasindi, ayni zamanda Aralik ayi icinde programimizin bir kopyasini televizyon kanalina verdik, izledikten sonra bizi arayacaklarini soylediler, bu arada ocak ayi da geldi. Zaman cabuk geciyor bir yastan sonra belki de New York’ta oyledir, sonra belki’de. Neyse Ocak ayinin ikinci haftasi televizyonun karsisinda oturuyorum, nefesler tutulmus, bizim program birazdan baslayacak, selcuk ariyor, abi hazir misin, hazirim, ya bunlar simdi programi yayinlamazlarsa, yok abi yayinlarlar niye yayinlamasinlar, ya hic belli olmaz, yok problem etme, bekle iki dakika kaldi, tamam, videoya cekiyor musun evet, tamam hadi iyi aksamlar, gazamiz mubarek olsun, amin.
muzikli goruntulerle topkapi sarayi esliginde basliyor program, kalbim atiyor gum gum, turk kilimlerini anlatan new york’ta bir turk kilimci, ardindan muzik klip, ardindan istanbul goruntuleri alti-yedi dakika, oyle boyle derken program bitiyor, basladigi ile bittigi bir oluyor, agzim acik, bu sefer ben Selcuk’u ariyorum, hadi hayirlisi, nasildi? iyi idi, ama cok kisa surdu, biliyorum bana da oyle geldi, tamam, hadi gorustuk.
5 ILK DONEM
Heyecan dorukta idi Ocak ve Subat aylarinda, programimiz televizyonda duzenli duzensiz arada bir yayinlaniyordu, Turklerden ve Amerikalilardan emailler gelmeye basladi, cevremizdeki insanlari tanimaya basladik, hemen hemen herkesin bir konuda bir yorumu vardi, Amerikalilardan tebrik ederiz, guzel program, devamini bekleriz gibi emailler alirken, Turk’lerden sirf elestiri emailleri geliyordu, yada bazen konuya tebrik ederiz le basliyorlardi, biz de seviniyorduk Allah’tan bak birisi begendi derken emailin devaminda programin icerigi ve teknigi hakkinda elestiriler uzadikca nca uzuyordu. Hatta gelen bir kac email iyice tadimizi kacirmisti, bir tanesi aynen soyleydi, hem turk’sunuz hemde ingilizce yayin yapiyorsunuz, ayiptir ayip, kendinizden utanin, aklimiz almiyordu, burada yasayan insanlarin nasil bu kadar cahil olabildigini anlayamiyorduk, aslinda biz elestirilere hazirdik, daha dogrusu kendimizi az cok hazirlamistik, ilk once bizim Turk’ler elestirecek dedik, cunku tarih boyunca bu hep boyle olmustur dedik. Ama sonra benimseyeceklerdi, benimsemeli idiler, bu umutla moralimizi bozmamaya calisarak bir sonraki hafta televizyon kanalina gittik ve haftada bir yayinlanacak sekilde teklifimizi kabul ettiklerini ogrendik, Mart 2005’ten itibaren Cuma aksamlari 22:00 de programimiz yayinlanmaya baslayacakti. Turk bayragimizi Amerikanin televizyonunda her hafta duzenli olarak dalgalandiracaktik, mutluluktan ucar bir sekilde islere koyulduk, yapilacak o kadar is vardi ki, ama ne olursa olsun gorevimiz buyuktu ve kacis yoktu. Kendi kendime ne olursa olsun bu program oraya olum-kalim olmadigi muddetce her hafta cikacak diye soz verdim, bunun icin iki elim kanda da olsa kosacaktim cunku bu bizim ulkemize ve Canakkale’de sehit dusen dedelerimize olan borcumuzdu.
6 KIS VAKTI
Havalar soguktu ve maddi imkansizlik belimizi bukuyordu, 11 eylul sonrasi guvenlik siki oldugu icin kapali yerlerde cekim yapamiyorduk, cebimizde paramiz olmadigi icin studyo kiralama gibi bir durumumuz da yoktu, studyomuz New York’un caddeleri sokaklariydi, programi sunmak icin bir kac degisik sunucu ile calismayi denedik ama bir turlu olmadi, ya vakitleri uymuyor, ya insanlar soz verdigi zaman gelmiyorlar, ya ingilizceleri anlasilmayacak kadar kotu oluyordu, boylece is basa dusmustu, Selcuk kamerayi kullaniyor ben de sunuculuk yapiyordum, iyi bir sunucu bulana kadar boyle devam edecektik. New York’un havasi buz gibiydi ve ellerimize aletler bir sure sonra yapisiyordu, Bu arada ekibe yeni bir kac kisi katmayi basarmistik, Sinem Okur kamera cekimlerine ve isiklandirmalara yardim ediyor, Gulcin Hatihan (Romina-Gulcin, mahallenin muhtarlari) bizim icin yemek programi sunmaya baslamisti, Selcuk’un evinde Pazar gunleri toplaniyor, 4-5 kisi o kucucuk Manhattan mutfaginda zeytinyagli dolma, fasulye, borek, manti, hunkar begendi, kofte yapip cekiyorduk, herkes gonullu calistigi halde bir yemek bolumu cekmenin bize en az birkac yuz dolar masrafi oluyordu, hic bir yerden bes kurus gelmedigi icin bu paralar bile buyuk bir yuk olmaya baslamisti, ilk uc-bes programin sonunda kredi kartlarina olan borcumuz birkac bin dolari asmis, ama yaptigimiz isin onemine binaen yapacak bir sey yoktu ileride bu borclari oderiz diye dusunuyorduk.
7 TURK YURUYUSU VE MEDYA
Mayis ayi olmus program altinci bolumune gelmisti, gece gunduz calisiyorduk, programin cekimlerini gunduz vakti, montajini aksamlari yapmaya calisiyorduk yine de zaman yetmiyordu, haftanin en az bir kac gecesi sabahlara kadar uyumuyorduk, iki kisinin bes kurus parasiz haftalik televizyon programi yapmaya calismasi kulaga komik geliyordu, ama program yetisiyordu, belki CNN kalitesinde bir yayin olmuyordu ama gereken minimum ozellikleri mevcuttu ve program kanala gununde ulasiyor, hic aksamadan zamaninda yayinlaniyordu, zaten onemli olan da orada bir Turk programinin olmasi idi. Bu durum hem Turk bir iki medya mensubu arkadasin hem de bir kac Turk Devlet yetkilisinin de dikkatini cekmisti, zamanin New York Baskonsolosu Omer Onhon’dan randevu aldik ve roportaja gittik, yanimizda onceki programlardan bir-iki numune de goturduk, roportajdan sonra boyle cok guzel bir is yaptigimiz icin sevindigini soyledi ve bizleri tebrik etti, ayni zamanda yapabilecegimiz birsey varsa soyleyin elimizden geleni yapalim dedi, biz de maddi imkansizliklardan bahsettik ve bizi zamanin Turizm Atesesi Meltem hanim’a yonlendirdi. Meltem hanim bizi kabul etti, her programda en az yedi sekiz dakika yayinlanan turkiye goruntulerini ve bir kac kez yayinlanan Turkiye reklamlarina mukabil bize Turkiye’den reklam geliri gelme ihtimali oldugunu ve bunun icin Turkiye’ye bakanliga teklif yazilmasi gerektigini anlatti bu yazidan sonra bakanligin karar verecegini ve bunun icin bizim beklememiz gerektigini belirtti ve beklemeye basladik, ne kadar bekleyecegimizi bilmiyorduk ama Konsoloslugumuz tarafindan onaylanmamiz hosumuza gitmisti, en azindan devlet yetkililerimiz isin onemini kavramisti ve bunun icin hem Omer Bey’e hem de Meltem hanim’a icimiz isinmisti. Bu sirada Mayis ayinin sonu itibari ile Turk gunu yuruyusunun zamani geldi, once bayrak cekme torenleri, sonra gemideki eglenceler, ve en son meshur Madison Avenudeki Turk gunu yuruyusu, ellerimizde kameralar ve mikrofon, insanlari cekiyor ve onlarla roportaj yapiyorduk, dusunce ve fikirlerini aliyor Amerika’da Turk olarak yasamanin ne oldugunu, kendilerini nasil hissettiklerini, beklentilerini ve buradaki insanlarla olan iliskilerini ve varsa eger mesajlarini soruyorduk ve maalesef korktugumuz bir kez daha basimiza gelmisti. Turk gunu yuruyusunde bizim insanimizin gercek kimligi ortaya cikmis, Amerika’da yasayarak, hem Amerika’ya kizan, hem Turk’lere kizan, insanlar hakkinda oyle boyle konusan, ezilmis duygulara sahip, sinirli bir sekilde etrafa saldiran bir yapi icinde olduguna sahit olduk, maalesef aglanacak bir durumdu, niye Ingilizce yayin yapiyoruz diye uzerimize gelenler bir yana bizi tanimadiklari halde kendimizi ne zannettigimizi sorup kufreden insanlarla karsilastik, herkes bu cektigin Turkiye’de yayinlanacak mi, diye soruyor, hayir bu Amerika’lilar icin yapiliyor, Amerikan kanallarinda gosteriliyor dedikten sonra butun ilgileri ve neseleri gidiyordu. Turkiye’de yayinlanacaksa akrabalarina telefon acip bizi izleyin diye tembihleyeceklerini soyluyorlardi. Bunun yaninda biz yine orada bulunan akli selim vatandaslarimizi cekmeye calisiyorduk, aslinda yuruyus tamamen kotu degildi, yuruyusu kenardan ilgi ile izleyenler, tanidigi Amerikali arkadaslarini oraya getirenler, Amerikalilarla evli olan kisiler ve bizim programi izleyen Amerikalilar da yuruyuste mevcuttu. Bir ikinci dikkat ceken mevzu ise, Turk televizyon ve gazetelerinin cirit attigi yuruyuste maalesef Amerikanin hic bir medyasinin bulunmamasi idi, onlarin ilgisini cekmiyordu bu gosteri demekki, yada biz guzel bir sekilde onlari cekemiyorduk yada kusturmustuk, artik sebebi nedir bilmiyorum ama Turk gunu yuruyusunden bir gun sonra Turk gazetelerine bakarsaniz Amerika’yi sallayan Turkleri, Amerikan gazetelerine bakarsaniz oyle bir olayin oldugundan dahi habersiz olduklarini gorursunuz.
8 KAHRAMAN COCUKLAR
Ben New York’ta 2004 yilinda iki yillik tiyatro egitimimi bitirmis, film ve televizyon dersleri almis bir cok projede calismistim, Selcuk ise Bogazici’nden sonra buraya gelmis New York’ta bir universitede film, sinema konusunda master yapmisti, ve Amerika’da her aksam yayinlanan unlu bir talk-show programinda bir sure calismisti, ayriyeten bir kac belgeseli vardi.Ikimizin de Amerika’da bir film ve televizyon gecmisi oldugu icin Turkish Hour projesinde bu tecrubeyi tamamen kullaniyorduk, az imkanlarla cok isler basarmaya calisiyorduk, geri donus yoktu, oyle bir yola girmistik ki en cetin savas meydaninda dusmanla karsi karsiya kalan bir er gibi hissediyorduk kendimi, tek dusundugum sey o savas meydanindan muzaffer olarak ayrilabilmekti. Bunun icin ne gerekiyorsa yapiyorduk,